Şiir
18 Mart 1915 Çanakkale Şehitlerini anmak için Hilmi Berk kardeşimizin yazdığı Kanlı Sırt ve Güneşin Doğusunda Olmak şiirlerini, Tuluyhan Uğurlu'nun müziği eşliğinde şimdi aramızda olmayan Mimar Ömer Bortaçina'nın seslendirmesiyle dinliyoruz. Hilmi Berk'in duygu dolu kaleminden Bakın Kanlı Sırt nasıl anlatılıyor, duygu dolu mısralar...
Kanlı Sırt ve Güneşin Doğusunda Olmak
Bu adresten şiirlerin videosuna ulaşabilirsiniz, iyi dinlemeler...
![]() |
Gelincikler /Mahir Güven (Kanlı Sırt için) |
Mayıs sabahı ama ayaz var
Böyle imiş gelibolu yaza kadar
Bir sırttayız, adı yok, kendi var
Nasıl olsa biraz sonra adını kendi koyar
Hava soğuk
Emirler boğuk boğuk
Hep düşlerde İstanbul
Bu defa düşlere de yer yok ...
Mehmed Talat Paşa
Amatör bir yorum denemesi… / Şubat 2012 / Ahmet Sönmez
Günümüzde, internet kullanımının olağanüstü yaygınlaşması sonucunda, web ortamından edinilebilecek bilgilerin bir kütüphane dolusu bilgiye eşdeğer hale geldiği görülüyor. Bu imkandan en çok yararlananlar elbette sevgili öğrenciler. Ödev olarak verilen bir konuyu internet’te ararsın, ansiklopedik bilgileri birkaç kaynaktan kopyalarsın ve uygun bir biçimde arka arkaya yapıştırırsın… Kopyala, yapıştır, kopyala, yapıştır… Ödev tamamlanmıştır..!
Mehmed Talat, bana göre böyle basit bir ‘kopyala, yapıştır’ muamelesini hak etmeyecek kadar önemli ve dünya çapında iz bırakmış, ‘yenilikçi’ bir kişilik. Yaşam öyküsü, hayattayken yapabildikleri ve yapamadıkları, sevapları ve günahları gibi ayrıntıları içeren ansiklopedik bilgileri, yerli ve yabancı web ortamlarında aramak ve fazlasıyla bulmak imkanı var. Öte yandan bendeniz, Talat konusunu, mesleğimizin bize kazandırdığı “hakikati aramak” içgüdüsü ile ele almak ve konu üzerinde haftalarca düşünmek fırsatını yakalamış olduğum için ayrıca sevinçliyim. Bu vesileyle, 50 seneden fazla bir süreden beri, çeşitli kaynaklardan okuyarak, dinleyerek, görerek tanıdığım ve her fırsatta anmaktan onur duyduğum ‘Posta Nazırı Talat’ı sizlere tanıtmaya çalışacağım…
Devamını yazarın isim sekmesinden takip edebilirsiniz...
İSTANBUL
‘50’lerin Sonu ve ‘60’ların Başı
Yücel Akyürek, Yolboyu ’50, ’60 ve ‘70’li Yıllar, Yeni
İnsan Yayınları kitabından alıntıdır.
1 İstanbul’a taşınmıştık. Son sınıftaki kış tatilinden dönüşte Samsun’dan
Talas’a; yaz tatili için de Talas’tan İstanbul’a gitmek, 16 yaşında bir çocuk
için yeteri kadar sersemleticiydi. O zamanlar İstanbul’un nüfusu bir milyon
dolaylarındaydı.
Kaçınılmaz geleceğin ipuçları görebilenler için ortada olsa da, hiç
kimse, 60 yıl içinde İstanbul nüfusunun ve kapladığı alanın 16 kat büyüyeceğini
kolay kolay öngöremezdi. Bulaşıcı hastalıklar ve bebek ölümlerine karşı
yürütülen savaşların başarısı ve tarlalarda ırgatların yerini almaya başlayan
traktör ve biçerdöverler, köylerine sığmayan işsiz insan yığınlarını çoktan “Taşı toprağı altın” bu kentin çekim
alanına doğru itmeye başlamıştı. Sayıları yavaş yavaş artan apartmanların
kalorifer tesisatları sobanın yerini alıyor;
kazanlara kömür atacak insanlara
duyulan gereksinim yepyeni bir sosyal sınıf oluşturmaya başlıyordu. Bodrum
katlarındaki kapıcı daireleri önce orada oturanların yakınları, sonra da
kırsaldan koparak işe, çocuklarının eğitimine ve fırsatlara koşan diğer kalabalıklar
için kullanışlı birer ilk sığınma yeriydi.
Bu yazının devamını ve diğer yazılarını üstteki "Yücel Akyürek" sekmesinden takip edebilirsiniz
Sonunda engin kültürümün değerini anlıyan birisi çıktı. Tahmininiz
doğru, Doktorum!..
Doktorum beni aradı, senden kültür almam gerekiyor dedi. Nasıl heyecanlandım anlatamam. Bunca yıl kendimde titizlikle sakladığım kültürümü artık toplum hizmetine sunacaktım. Okuduğum kitaplar, sanat ve edebiyat tarihi, ekonomi, politika, artık aklınıza ne gelirse bir anda sınava hazırlanan lise öğrencisi gibi aklımdan geçiverdi. Kültür vermeye artık hazırdım. Doktora giderken bütün bildiklerimi mırıldanırken yanımdan geçen arabaların şoförleri bana hayretle bakmaktan kaldırıma çıkma tehlikeleri atlattılaz...
Diye başlıyor şair Hilmi Berk'in mizah hikâyesi, Kültür, hoş bir öykü, naif bir anlatım.
Devamı için üstte yazarlar bandındaki "Hilmi Berk" sekmesine gidiniz.
ANADOLU KAVAĞI’NDA BALIK
Bazen göbeğine ve sırtının yanlarından beline doğru inen yağ katmerlerine hiç aldırmamak geliyordu içinden. O, bu aldırmama isteğini “artık vazgeçmek” diye tanımlıyordu. Sonra “vazgeçmek” için erken olduğunu düşünüyor, aynada göbeğine kızdığı zamanlar, ilk fırsatta spora başlama kararı alıyor, sonra da bir türlü spor yapacak eşref saati yakalayamadığı için kendini mutsuz etmeyi bir kez daha başarıyordu... Özellikle son bir yıldır....
AND THEY DIED (THE ROAD TO GALLIPOLI) (ÇANAKKALE SAVAŞINA GİDEN YOL) A TRAGEDY IN THREE ACTS (A Docu-drama with music written in memory o...